Sayfalar

Çarşamba, Aralık 31, 2008

Seneye Görüşürüz... görüşürücez.

Yeni bir "bunu bende yaptım" yazısı ile tekrar sizlerleyim. Melhaba.

Vakti zamanından her insan evladının, özellikle lise yıllarında -diğer yaşlarda da yapılırı tabi ki-, senenin sonu yaklaşırken birbirine yaptığı, ama, mutlaka yaptığı; her sene şaşmadan mutlaka yapıldığı ve "ığğğ iğrençsin, hala bu espiriyimi yapısyosun" denmesine rağmen içten içe kıkırdanan ve bir sonraki sene gelse de ah bir daha yapsak diye içten içe yandığı ve sırf bu sebeplerden dolayı bence -şu anda karar verdim- dünyanın gelmiş geçmiş en mükemmel espirisi olan "Seneye görüşürüz" üzerine bir kaç şey söylemek istiyorum.

Yazının "bunu bende yaptım" kısmı, bu konuda iki yönlü;
1- Bu espiriyi tabiki bende yaptım, yapmaya da devam edeceğim.
2- Bu espiri yapıldıktan sonra veya yılbaşı yaklaştığında espirinin yapılmaya başlanacağı döneme doğru "ayy yapmayın şunu artık kardeşim" denilmesi. Bunu da yaptım. Ama o zaman gençtim, tahriklere ve kızların bacaklarına yanıktım.

Mes'ele şu: Yılın sonuna doğru bazı kendi bilmez "çok bilirler" çıkıp orada burada, arkadaş ortamlarında, tvlerde, dergilerde diyollarki, "ığğ çok iğrenç, yapılmasın artık, yasaklanmalı, bitsin". Emin olun sevgili halkım, bunu söyleyen o adam, o kadın, o genç, o yaşlı, o çocuk, o herneyse.. o sırada o espiriyi yapmak, bunu dergisine yazmak, programını o espiri ile kapatmak istiyor. İstiyor ki utanmadan sıkılmadan, baara baara "Seneyeee görüşürüüüğğğz" demek istiyor.

Peki neden? Neden bu kadar çok istiyor da -istemesi de normal, dünyanın en mükemmel espirisi sonuçta- "çok iğrenç, bitsin" çekiyor millete? Çünkiler utanıyor! Herkesin sevdiğini sevmekten, herkesin güldüğüne gülmekten, herkesin hoşlandığından hoşlanmaktan korkuyor. Bir sinemasever dostum var idi, Evilfather idi takma adı ve Can idi gerçek adı.. derki bu Lost'u neden izlemiyorsun diye sorduğumda -ki Lost gelmiş geçmiş en mükemmel diziler arasında ilk 3'e kesin girer- "abiciim şimdi düşün, bir yemek var, yemek çok güzel, böyle açık büfe ve başında bir sürü insan o yemekten yemek için uğraşıyo, sence hoş bir görüntü mü? onların karnı doysun ben sonra yerim" derdi. İşte bu "seneye görüşüürüüz" diyemeyenler, demeyenler tıpkı bu Evilfather gibi düşünüyorlar. Halbuki yemek o kadar güzel, espiri o kadar şeker ki.

Sen, Fatih Solmaz, evet sen! Bu yazı senin yüzünden, bir okuyucunun gönderdiği "Seneye görüşürüzü ehehehe" bitsin yazısını, senden aynı şekilde bayağı espiri anlayışına sahip olduğun için köşene koymuşsun. Sen, lisedeki salak kız, eve sen! Ne var çocuk seninle yakınlaşmak isteyip de uygun zamanda bir espiri yaptı diye ona çemkirdin, yivvğrenç dedin. Sen, "ben kimseye benzemem"ci çocuk, eve sen! Benze a*ınmoko*im, nolcak? Eğlen azcık.

Evet, canlarım. Bunların hepsi ve bunların nezninde bunlar gibi olan hepsi aslında "Seneye görüşüüüümek" için yanıp tutuşuyorlar ama içlerinde bunu diyecek, bunu yazacak cesareti yok. Sen gel çekinme, sevgiline, ailene, kankana, patronuna bugün bir "seneye görüşürüz" de. Mesaj at. Toplu mesaj at. Belki seni aşağılayacaklar, belki seni yargılayacaklar ama bilki içten içe gülecekler. At bunu, yap bunu.

Ve yazıyı burada bitirirken, "Seneye görüşeceğimiz" bu güzel günde, gelecek seneden beklediğin herbişeyin işşallah olması dileği ile, bugün artık bloguma başka bir yazı koymayarak, günün önemine ve anlamına bir tat katarak, tekrar görüşüceğimiz seneye kadar aranızdan ayrılıyorum. Ve giderken sizlerle: "SENEYE GÖRÜŞÜRÜÜÜÜÜZ"

Not: yanlız varya aklıma çok pis bi fikir geldi ama bu sene gecikti... Du bakalım belki seneye.

Cumartesi, Aralık 27, 2008

Kıs Kıs Lise

  • Lise çok güzel bişeymiş, onu anladım.
  • Dün akşam nerden aklıma geldiyse, yolda yürürken kırtasiye gördüm de oradan aklıma geldi herhalde.
  • - Yaa 0.5 ucu olan vaarmığ?
    - Yok güzelim, bende daha kalını var! heheha
    - 0.9 mu vaağr?
    - Yok güzelim, daha kalın, senin kalemin alamaz benim ucumu. (Diğer erkeklerle) Hhahahh huhahahuhha muhaha.
  • Lisede olduğum yıllar dahil, sonrasında da hiçbir liseliden şu yukarıdaki tarzda konuşmalar duymadığıma göre, çocuklar hala temiz. Hayır aklım almıyor, o kadar abazan insan nasıl bu şakayı yapmamışız hiç. Çok garip. Temizmişiz işte hala.
  • Meslek Liseleri daha bi ilginçler. Yani diğerlerine göre. Çünkü erkenk sayısı kıza oranla çok fazla. Abazalık, okulun atmosferi halinde ve hala herkes (örtmenler dahil) sakin olmamızı istiyolla. İmkan var mı? Sen 100 tane ergen erkeğin içine getir 20 tane kızı, ki kızlarda orada olduklarına göre ya mallar, ya da mahallesinden uzağa gidemeyecek kadar durumsuz, neyse, sen getir 100 ergen erkeke 20 kız nasıl sakin olsun bu çocukcağızlar. Bünyede hormon yerinde durmuyorki.
  • Ama arkadaş sınıfta gızların bacaklarını da dikizlemek ne keyifliydi yahu. Çok ayıp dimi. Ama öyle. Bunu her erkek yaptı, yapıyor, yapacak.
  • Sınıfın şişmanı, sınıfın zayıfı ve maskotumsu bücürü hep vardır. Sınıfın şişmanı ile arkadaş olmak ise en fena bir olaydır.
  • Gene özellikle meslek liselerinde yakışıklı olmak, diğer liselerde yakışıklı olmaktan 10 kat daha verimlidir. Çünkü "mal" kız tayfası, sorgusuz sualsiz yakışıklıye beğenir ve onu isterler. E tabi eldeki imkanların kısıtlı olmasından mütevellit bizim gibi -normal- çocuklarada gelirler. Son çare olarak.
  • Lisede öğretmenlerle aranız ya çok iyidir ya da çok kötüdür. "Normal", "Eh işte" örtmen yoktur.
  • Bir tane, herkesin köpek gibi tırstığı, psikopat bir öğretmen mutlaka ama mutlaka vardır. Yukarıda yazdıklarım belki her lisede olmaz ama, psikopat öğretmen mutlaka vardır. Hatta galiba okullarda böyle bir kontenjan var. Öyle zannediyorum.
  • Sunay Hocamıza buradan selamlar olsun.
iki-sıfır-sıfır-seks
altantois
3017

Perşembe, Aralık 25, 2008

"İntikam Zeytinyağlı Bir Yemektir" Bir Blogtur.

http://intikamzeytinyaglibiryemektir.blogspot.com/

Açıldı.
Amacı: Sadece dostça bir eğlence.
Ne olacak: Msn'de genellikle Cengizer'le bağzende konuk kişilerle konuşulacak, saçmalama minvalli bir yol izleneceke ve o kenvırseyşınlar, kopi+paste yoluyla bloga aktarılacak.
Ne gibi bir beklentin var: Hiç.
Kim yaptı: Ben
Kiminle: Cengizer (sayılır). Fikir babalığından, bir sohbette geyike ortak olmaktan başka bişey yapmadı ama olsun. Ortakımdır.

Cumartesi, Aralık 20, 2008

Steven Segal Vampir Avcısı olmuş!! Ab-bov

Hani hayatta bazı şeyler vardır ki gidişat hakkında, dünyanın, yaşadığımız güzide planetin gidişatı hakkında bize bazı işaretler, bilgiler verir. İşte farz-ı misal Küresel Isınma, sonra doğal kaynakların gittikçe azalması, Paris Hilton vs. vs. İşte bu işaretler bize çoğu zaman derki: "Ey insanlık, afedersiniz ama y*rr* yediniz!"

Bugün internette gezerken, tatlı gelecek olan filmlerin fragmanlarını izlerken birden başımdan aşağısıya kaynar sular dökeldi. Hiç kimsenin olmadığı, yanlız olduğum ortamda sanki derdimi ve şaşkınlığımı paylaşan biri varmışçasına "ne yapmış lan buuu" diye bir nidada bulundum hatta.

Evet, gördüklerim doğruydu, doğru olmamasını, bir hayal olmasını, sanal dünyada insanalara yapılan bir eşşek şakası olduğunu düşünmek istedim. Hani böyle çakma fragmanlar vardır, olmayan filmler için başka fragmanlardan, filmlerden görüntülerden falan kolajlayıp yaparlar, işte onlardan biri sandım, ama değildi. Değildi işte!

Steven Segal'di bu, hem de vampir avcısıydı! Blade gibi bir tipti ama fragmandaki karakter Blade gibi değilde, Blade'in ikinci filmde bilgi aldığı yağ tulumuna, kocaman şişmana benzeyen bir pörtletmeydi ama genede vampir avcısıydı. Dünya başıma yıkılıdı. Steven Segal kendine, vampirli avcılı film yapmıştı. Kılıçlı falan. Fragmanda hatta "master of sword" falan dedirmişti kendine. Ab-bov ki ne bov?

Bana inanmadın değil mi? İnanamıyorsun değil mi? Al sana imbd linki, al sana fragman. Evet olmasını istemezdim, böyle bir şeyin olmasını hangi insan evladı ister ki zaten. Ama oldu.
.
.
.
Bu arada konu ile hiç alakası yok ama olsun; İntikam zeytinyağlı bir yemektir!
Sevgili dostum "yumoş lavır Cengizer" ile yaptığımız bir emesen sohbetinde ortaya çıktı. Kafaya koydum "İntikam" diye zeytinyağlı bir yemek yapıcam, dünya yemek litaratürüne de sokucam.

Çarşamba, Aralık 17, 2008

FotoKısKıs

Sevgili bilok okuyucularım (kaç tane varki aceba), ben esasen bu fotoları birbirinden farklı zaman ve yerlerde çekerken "uhauhahah bisürü geyik fotom oldu, çoq güzel bilok konusu olacak olm" diye kendi kendimlen konuşuyor idim. Fekat geliniz ve görünüz ki fotoları elediğimde elimde sadece 5 foto kaldı. Resmen çöktüm, depresyona gittim, gelicem. Ama olsun, en azından oradan buradan değil fotolar, bizatihi kendim çektim. Buyrunuz.


> Bu şaheser bir bebe baksırı. Bana komik gelen bebelere satılan bu baksırda"sinirli smile"ı kullanılmış olmaları. Bunu giyen çocuk kesin pisikopat olur.


> Bu da bir tekstil mağazasından. Hediyelik Bebe Çeşitleri satmaya başlamışlar, hemide toptan. Yeni evli çiftlere en güzel hediye, al bir tane bebe, toplucana götür.


> Bu da gene bir iç çamaşırı satan tükkandan. The Incredibles'ı bilmeyen yoktur herhalde. Hani pixar süper ailesi. İşte çok cevval bir girişimci bebe donlarının üzerine bu aileyi basmak istemiş ama galba sonra tırsmış ve ortaya Unbelievables ailesi çıkmış. Çok çakma olması bana çok gomik gelmişti.


> Bu şehirler arası dinlenme tesislerinden birisinin tuvaletindeki uyarı levhası. 40 yıllık pisuvar olmuş sana PİZİVAR. Tamam bir sürü tabela yanlışı internette kaynıyor evet ama bu çok garip, sanki yazan adam inadına, uyuzluğuna yanlış yapmış gibi. Pisuvar nere Pizivar nire?


> Bunun hiçbir komik yanı yok. Bu sadece, en sonunda laptopuma yapıştırabildiğim etiketlerin bir şovu. Tek amaç bu.

Pazartesi, Aralık 15, 2008

Önümegelen Saçmalıyor

Son zamanlarda birden fazla yerde okuduğum, karşılaştığım bir "tespit" var. Bu birden fazla rastlaştığımız tespite göre "arkadaş, artık önüne gelen yazı yazıyor"muş. Uykusuz'da Ersin Karabulut çizdi, sonra başka bir programda bir adam söyledi, sonra bir başkası... yani bir sürü insan bunu söylüyor. Diyollaaki; günün teknolocik yenilikleri ve gelişmeleri sayesinde, biloglar sayesinde herkesler yazar olmuş. "Yazar" değil, "birşeyler yazan" insan olmuşlar. Olmuşuz.

Öyledir. Mutlaka bende birilerinin "önüne gelen"iyimdir. Bende yazıyorum. Benim var bir sürü "önüme gelen"im, onlar da yazıyorlar. Pek te güzel yazıyorlar hemide. Nevişahıslarına münhasır dilleri ve üslupları ile sanarsınız ki bir çok mizah yazarına taş çıkarmaya çıkarıyorlar sanki. Bunu yapıyorlar. Düz yazıyorlar, şiir tırtıklıyorlar, şarkı sözlerini felam hep yazıyorlar. Kardeşim var mesela o da yazıyor.

Yazalım da yazsınlarda bence. Nedir yani? Sanki kim okuyor bunları ki? Milyonlar okuyor da para mı veriyorlar! Hayır. E o zaman sanane "önünegelen yazıyor"sa!

Neyse. Benim bu konu ile ilgili aklıma gelen bazı birşey var. Bazı değil, tek şey var.

Evet, aferim bize, ne de güzel yazıyoruz, pekte güzel çiziyoruz ama aslında bir çoğumuz yazamıyoruz. Ve öyle haller içindeki halimiz anlatmaya yok mecalimiz. Saçmalıyoruz. Evet saçmalıyoruz, yazamıyoruz ve saçmalıyoruz. Ve bunun o kadar farkındayız ki örtmeye, gizlemeye çalışıyoruz. "Saçmalıyorum" diye başlık atıyoruz bilogumuza, "Saçmalama bölümü" oluşuturuyoz ki bir kotaya sokamayacağımız beceriksizce yazılarımızı o bölüme sokalım, özellikle yapmışız gibi olsun diye düşünüyoruz.

Zafrocum yanlış anlaşılmasın! aman diim. Bunu bende yaptım zati, bunu herkes yapıyor.

Önümegelen yazı yazıyor, arkadan giden saçmalıyor bu alemde arkadaş. Peki ben bunu buradan neden bir gözlem yapmış gibi, sanki ilaç niyetine yaraya işiyormuşcasına yazıyorum ki?

Öyle bir deyim var mıydı? Vardı da öylemiydi? İşemeli deyim mi olur yahu. Saçmalamışlar resmen.

Çok saçma bir resim bulmuştum yazının orasına burasına eklemek için. "saçma" konseptini bir imajla beyninizde güçlendirmeyi hedeflemiştim fakat resim ekleme ekranı bir türlü açılmadı. Ama ne saçma bir resim görseniz, caponlar icat diye yapmışlar:
http://img139.imageshack.us/img139/9026/27fr9.jpg

Ha bir de şimdi aklıma geldi, bu bloglarda elemanlar... Aga bi dakka, bu aklıma geleni de başka bir yazıya saklamak geldi şimdi aklıma. Aklımı seveyem.

Beni aşağılamayın...
tu dabıl o eyt. pada wan tois.

Çarşamba, Aralık 03, 2008

Issız Adam, Şaheser değil belki ama iyi bir eser

Türk sinemasının en genç ve en çalışkan yönetmenlerinden birisi Çağan Irmak. Babam ve Oğlum'dan çok önce kendisini TV'de Asmalı Konak ile kanıtlamıştı. Bir ağa hikayesini almış, hiçbir bozulmaya uğratmadan şehirli bir hikaye oluşturmuş ve bunu da senaristlerinde yardımı ile tüm Türkiye'ye izletmişti. Mustafa Hakkında Herşey, uzun süredir yapılmayan kadar ciddi bir gerilimdi. Sonra Babam ve Oğlum geldi. İşte o zaman kendisini sinema severlerin ötesinde, sinema ile pek alakası olmayan anne babalarımızla tanıştırdı. Ağlamayı seven halka, bayağı olmayan iyi bir dram sundu. Bana Bir Şans Dile 2001 yılında çektiği bir filmdi ve artık adını bilen kesime tekrar filmini görmeleri için bir şans vermesi gerekiyordu. Ulak geldi sonra. Ve Issız Adam.


Hani bazı klişe kalıplar vardır Modern insanın yanlızlığı, modern yaşamın insanlara yaptıkları gibi. İşte Issız Adam Türk sineması adına bu kalıpların içini en çok dolduran film. Benim için daha da kıymetlisi acıtmadan dram yapan, bunun yapılabileceğini gösteren bir hikaye Issız Adam. Ağlamayı seven Türk insanına acı olmadan da gözyaşı olabileceğini gösterdi.

Alper ve Ada'nın, Alper'i hem iyileştiren hem de boğan aşkına tanıklık ediyoruz filmde. Ama film Alper ile Ada'nın değil, Alper'in filmi. Alper, 30'lu yaşlarında, kendi lokantasının sahibi, yanlız yaşayan ve gününü gün eden, istediği gibi yaşayan bir adam. Bazı zevkleri var, bir çok insanda olan, saklamaya çalışan zevkler Alper'de de var. Çocukluğundan gelen plak sevdası ve klasik türk popuna olan tutkusu büyük boyutlarda. Hikaye bu ya, Alper bir gün sürekli gittiği sahafta Ada ile karşılaşıyor ve izleyene aşina olduğu bir sahne veriyor, "bu mu yani, romantik-komedi-dram mı izleyeceğiz" dedirten cinsten, Hollywood vari bir kovalamaca başlıyor. Erkek kızı kovalıyor, kız kaçıyor, ısrar sonucu kız pes ediyor. Sonrası filmin hikayesi, her yerde özet geçen.

Filmi kendi adıma bu kadar mükemmelleştiren en önemli etken ilk başta da yazdığım gibi acısız dram yapılabileceğini göstermiş olması. Biz perde dram varken kötü şeyler olmasına, daha doğrusu kötü şeylerin ardından dram olmasına alışmış bir seyrici olarak hep bişeyler bekliyoruz ister istemez; "hah şimdi bir hastalık çıkacak", "şimdi annesi geçmişindeki kötü bir şeyi anlatacak", "kaza olacak", "ölecek"... bekledikçe bekliyoruz. Ama olmuyor, dram yaşanan duygulardan taşıyor Issız Adam'da. Ada'nın üzüntüsüne üzlüyorüz, Alper'in haline üzülüyoruz.

Film hakkında bir çok kişinin daha salondayken ilk yarının sonunda "bu mu yauw" dediğini duydum. Hatta sinemaya birlikte gittiğimiz çift, ikinci yarıya bile girmediler. Evet, film ilk yarısı o kadar can sıkıcı, o kadar klişe ve özenti gözüküyor ve öyle ilerliyorki bu tepkileri vermemek, şüpheye düşmemek imkansız. Ama! Ama ikinci yarıya girip, filmi bitirdiğinizde, ilk yarının bir hikayenin mükemmel hazırlanmış altyapısı olduğunu görüyoruz. En azından benim gördüğüm buydu. İlk yarıda, özellikle Alper karakterini derinlemesine tanıyoruz, özenti görünen yüzeyselliğini, sıradan ve sıradışı cinsel zevklerini, gösterişli duruşunu görüyoruz. E tabi karşımızdaki böyle bir karakter olunca biraz geriye çekiyoruz kendimizi. Klişelere boğulan, lokantanın mutfağında geçen sahnelerde "e hadi çocuklar, yemek yapıyoruz" tarzı konuşmasına uyuz oluyoruz tabiri caizse. Ada'yla olan ilişkisi ve Ada'nın Alper'e nasıl iyi geldiğini, ama hala bir noktada Alper'de bir sorun olduğunu anlıyoruz. Ada'yı aslında en başta diğer hatunlardan farklı bir yere koymadığını daha ilk sevişme girişiminde çok net anlıyoruz. Ve sonrakilerde.

Cinselliğin ve seks oyunlarının bu kadar rahat kullanılması yüzünden kimilerince "pornografik" bir girişle başladığını düşündüğü filmde cinsellik, özellikle Alper ile Ada'nın, Ada'nın evinde geçirdikleri anlarda "iyileştirici, düzeltici" etkisini gösteriyor Çağan Irmak. Ada ile bir olan Alper, daha iyi bir insan olmak yolunda gidiyor gibi görünüyor bu anlardan sonra.

İkinci yarıda hikayaye aktif olarak dahil olan anne ve aile etkisi ile gerçek Alper ortaya çıkmaya başlıyor ve görüyoruzki gerçek Alper en baştan beri gördüğümüz adam. Filme beni daha çok bağlayan, üzerine düşündükçe filmi daha çok sevmemi sağlayan sebeplerden birisde bu; Alper'in yaptığı herşeyi (cinsel sıradışılıklar, Ada'dan ayrılışı, özenti tavırları) aslında gerçekten "öyle bir adam" olduğu için yaptığını anlıyoruz. Bunu özellikle Çağan Irmak tarafından izleyene sunulan "iyi aile" olgusu ile de pekiştiriyoruz. Çünkü ortada öyle bir adam var ki, ailesi iyi ve destekleyici; Annesi ömrü boyunca çocuklarına bakmış, onları sevmiş desteklemiş bir taşralı kadın (lokantasında taşralılığından çekindiği); abisi ve ablası Alper'i seven kardeşleri; Babası ise iş kurabilmesi için tarlalarını satmış, bundan hiç çekinmemiş bir adam. İşte Alper böyle, üzerine basa basa "iyi" bir ailenin, iyi ve rahat yetiştirilmiş, uyumadan önce masal plakları dinleyerek büyüyen oğlu. Bir sinema sitesinde bir izleyici Issız Adam ve Çağan Irmak için "ailesi ile bir problemi var galiba, aile travmalarına takmış durumda" gibi bir şeyler yazmıştı ve buna örnek olarakta Mustafa Hakkında Herşey'de de aynı şeyi yaptığını ileri sürmüştü. Orada da Mustafa'nın ailesinden utandığını, annesinin yanında olmasını istemediğini yazmıştı. Evet, Mustafa ailesinden utanıyordu çünkü Mustafa'nın özrlü abisi fakirlik yüzünden çocukluğunda büyük travmalar ve korkular yaşamasına sebep olmuştu ve Mustafa bunun için ailesinden ve fakirlikten utanır olmuştu. Ama Alper tamamen iyi bir ailenin rahat yetişen, üniversiteyi rahat okuyan, babasının parası ile iş kuran bir adam. Ve tüm bunların sonunda annesininde dediği gibi "zor bir adam", "sabır isteyen, savaş isteyen" en önemlisi yaptığı herşeyi "öyle olduğu için yapan" bir adam.

İşte en başta bahsettiğim "modern insanın sorunları"nı en çok doluran durumda bu.

Oyunculuklar konusunda kendi adıma Ada karakterini canlandıran Melis Birkan dışında, tüm oyunculuklar mükemmeldi. Alper gibi derinlemesine gözükmeye ama anlatılması gereken bir karakteri Cemal Hünal mükemmel canlandırmıştı. Melis Birkan'ın bazı noktalarda karakteri yaşatamadığını dolduramadığını düşünüyorum. Özellikle, Alper'in Ada'dan ayrılmak istediğini istediğini söylediği andaki ağlama sahnesi aslında çok daha vurucu olabilirdi. Bence.

Sonuçta ortada herkese göre olmayan ve izleyenleri ikiye ayıracak, dışardan bakıldığında gerçekten şaheser olmaya ama iyi bir eser olan bir film var. Kendi adımaysa en sevdiğim Çağan Irmak filmi olmakla birlikte en sevdiğim Türk filmerinden birisi oldu.