The Box - Kutu
Y: Richard Kelly
“Alacakaranlık Kuşağından bir kuple Kelly uyarlaması”
Hakkında bir yazı yazılacağı zaman “Donnie Darko ile ilerisi için umut vaadeden genç yönetmen” cümlesi geçmezse yazanların hakkında suç duyurusunda bulunulan bir yönetmen Richard Kelly.
Daha ilk uzun metrajlısında izleyenleri “David Lynch gibi olan ama kendine has olan” tarzı ile oturdukları yere çivileyen genç yönetmen, tabiki sonraki filmleri için merak seviyesini çok yukarı çekti. Yaptığı iş gerçekten 90’lar sonu ve 2000’ler başındaki Hollywood hastalığının; “orjinal iş çıkarmakta zorlanma” hastalığının, tek dozluk ilaçlarından biriydi. Tek doz Donnie Darko sinemasever’e kızgın kumlardan serin sulara atlarmışcasına bir hissiyat yaşatıyordu.
Karmaşık kurgusu ve kurgusundan daha karmaşık anlatımı ile izleyeninin kafasını çalıştıran bir film çıkarmıştı ortaya Richard Kelly.
Ardından bir bekleme evresi geldi. Bekleme evrelerinden çıkan yönetmenlerin doyuruc işler vermesi, bekleyenin en çok istediği şeydir. Fakat Kelly’nin bekleme evresinden, içinde benimde bulunduğum büyük bir grup insana göre felaket bir film çıktı. “Kıyamet Öyküleri” yönetmenin ikinci uzun metrajlı filmiydi ve izledikten sonra kafamda “Herhalde kendisini unutturmamak adına zorunan zorunan yazdı bu filmi” kanaati oluştu. Sırf karmaşık olmak için karmaşıklaştırılmış garip bir hikayler bütünüydü film.
Yıl 2009 olduğunda Kelly’nin 3ncü ve şu an için son filmi “The Box” çıktı ortaya. Film hakkında okurken edindiğim bilgiye göre, Alacakaranlık Kuşağı’nın en meşhur hikayelerinden “Button, Button”ın bir uyarlamasıydı film.
Filmlerinde popüler isimler kullanmayı seven yönetmenin bu seferki başrolü Cameron Diaz’a verilmişti. En bomba performansının “Ah Mary Vah Mary” olduğu göz önüne alındığında, başrol seçiminin böyle bir film için yanlış olduğu ortada.
Özetle filmin konusu şöyle; bir sabah, içinde düğme olan bir kutu bir kapıya bırakılır, kutuyu alana ciddi bir teklif vardır: düğmeye bas, tanımadığın bir kişi ölsün, 1 milyon doları al! Özetinde bile dünyaya verecek bir mesajı olan br hikaye değil mi? “Para için hiç tanımadığın birini öldürecek kadar kötüleşir misin?” Film kesinlikle sinemaseverler (kellyseverler) arasında kutuplaşma yaratmış, bunu sosyal ağlardan rahatlıkla anlayabiliriz. Ben filmi “çok iyi” bulan tayfadan hemen belirteyim.
Filmi, orjinal hikayeyi (20 dakikalık, Button,Button’ı) bilmeyen bir izleyici olarak izledim. Filmde gerçekten dipsiz mantık hataları var. Bana en garip gelenlerinden birisi, NASA’da çalışan bir koca ile öğretmenlik yapan bir eşin “paraya muhtaç” görünmeleri gerçekten garip. Tamam kadın işinden atılıyor ama adamın işi olduğu gibi yerinde duruyor sonuçta. Bu bağlamda özellikle Cameron Diaz’ın oynadığı karakter bi garip görünüyor gözümüze. Orta halli bir aile için bile büyük olan evleri ile (artık Amerikan banliyösünü avcumuzun içi gibi biliyoruz ya) yaşantısından memnun olmayan bu karakter demekki zenginlik peşinde bir kadın. En azından bunun altını yapıyor bu mantık hatası. Bu tarz, bence ana mesaja, filmin esas derdine çok fazla leke sürdürmeyen hatalar var.
Film normal zaman kurgusunda ve tekinsiz bir anlatımla ilerliyor. Kutunun karakterler üzerinde kurduğu korku duygusu filmin her yanına işliyor. Bir önceki filminde filmin dayanak noktalarından birisini sürekli televizyon, radyo gibi iletişim araçları üzerinden seyirciye aktarmaya çalışan, bunu hiçbir karakterine söyletmeyen Kelly bu filmde de buna benzer bir yola gidiyor. NASA’da çalışan baba üzerinden filmin dayanak noktalarından birisini anlatmaya başlıyor ama Allahtan bunu bütün film boyunca devam ettirmiyor, en azından sonlara doğru, kafamızın allak bullak olduğu yerde bir iki karaktere birşeyler mırıldatıyor.
Filmde verilen “para için ne kadar kötüleşirsiniz?” mesajı filmin ortalarında uzay ile bağlantılanıyor. Yoksa bizden daha yüksek ırklar bizi teste mi tabii tutuyorlar?
Sonuç olarak, düz sinema seyircisine işkence olabilecek kadar garip ilerleyen ve neyin neden olduğunu göstermeyen bir film The Box. Ama aslında öyle değil. Film neyin ne olduğunu filmin sonuna kadar eksiksiz anlatıyor. Hatta boş nokta bırakmadan anlatıyor ama biraz dikkatli izlemek lazım.
Dünyadaki kadın gruplarının tepkisini çekebilecek bir iki yaklaşımda var filmde tabi.
Kelly’nin benim fikrimce en iyi işi. Yanlış başrol seçimine, hikayedeki mantık hatalarına rağmen hemde. David Lynch filmlerindeki tekinsiz gizeme en çok yaklaştığı film bu. Amacı bu muydu bilinmez tabi.
Düz bir izleyici için işkence olabilecek filmi, sinema seven tayfaya kesinlikle tavsiye ediyorum. Biraz kafanız yorulsun izlerken, hep boş boş bakmak olmaz.

0 fikriyat:
Yorum Gönder