Pontypool
Y: Bruce McDonald
Bir lisanın yozlaşması insanları çileden çıkarabilir. Çileden çıkan insan da zombi olabilir. Neden olmasın değil mi?
Sinema ilk yaşından son yaşına kadar olacak belirli türler, türlerin de ötesinde bazı konular, mitler vardır. Vampirler, Kurtadamlar, Syborglar falan falan… İşte Zombilerde bu hep varolacak hikayelerin başında gelir, bizde her ne kadar yeni yapılmış olsa da.
Pontypool, bu meseleye çok farklı bir açıdan, kesinlikle orjinal yaklaşan bir hikaye. Çok satan bir romandan uyarlanan Pontypool’da insanların zombi olma sebepleri diğer bir çok -belki de hepsi- zombi hikayesinden biraz farklı: dil. Lisan. Spesifik olarak belirtmek gerekirse eğer, İngilizce.
Öyle bir ultrasonik virüs yayılıyor ki ortama (Kanada’daki Pontypool kasabasına) havada veya suda değil, dokunarak veya nefes alarakta geçmiyor. Konuşarak geçiyor. Bu virüs insandan insana İngilizce yoluyla geçiyor. Bir lisanı konuşan kişinin karşısındaki takliti ile başlayan bir bozulma, bozuk konuşma durumu filmde zombileştiriliyor adeta. Şimdi böyle okuyunca garip geliyor değil mi? Zaten garip. Kitap nasıl çok satanlar listesine girmiş onu bile anlayabilmiş değilim açıkcası. Yani acaba hikayenin geniş çaplı altmenine, “yozlaşmanın başladığı ilk yer dilimiz”dir felsefesine mi aşık oldu insanlarda birbirlerine tavsiye ettiler, yoksa kitaptaki gerilim ve atmosfer filmdekinden çok daha iyi miydi acaba? Gerçekten günümüz dünyasında, ingilizce sağolsun tüm dünya dillerinin tehdit altında olduğu ve bu tehditinde ingilizce olduğu düşünüldüğünda altmetin gerçekten çok evrensel. Buraya kadar özü çok güzel.
Peki uygulamada?
Dedim ya kitapın atmosferi ve anlatımı kusursuz olmalı ki çok satanlar listesine girebilmiş. Ama filmde bundan eser yok. Filmi izlerken, bu güzel fikrin boşa harcandığını hissettirdi ilk aşamada. Daha ilerliyen noktalarda “manasız ve boş birşey izliyorum” hissiyatı dahada baskın oldu. Zombilerin çok fazla görülmemeleri, hatta gösterilmemeye uğraşılması, hikayenin de özünden dolayı kelimelerle korkutulmaya çalışılması ilk başlarda tekinsiz bir atmosferi hazırlıyormuş hissi verse de ilerleyen anlarda “bir iki tane zombi gösterelim lan, cimrilik etmişler demesinler” tavrı ile ortadan kayboluyor.
Oyunculuklar bu tarz bir filmi rahatlıkla kaldıracak kadar iyiler. Zaten kalabalık olmayan kadronun esas oğlan ve esas kızı yapmaları gerekenleri yerine getiriyorlar. Zombiler ise, virüsün bulaşma şeklinde olsa gerek -herhangi bir hastalık veya bozulma durumunun olmamasından dolayı- klasik zombi görüntüsünden oldukça uzaklar. Aklı karışmış bir grup, duyduğu herşeyi tekrarlayan insan topluluğu var zombi diye.
Bir radyo istasyonunda geçen filmin müziklerinde biraz daha özen bekliyor insan ister istemez ama bulamıyor.
Son tahlilde, zombi janrına -vay bea janr dedim resmen- kesinlikle yeni bi açıdan bakmış ama o açıdan pek kan revan gözükmüyor. Kan revan olmadan zombi filmide yapay çikolata gibi oluyormuş onu anladım.

0 fikriyat:
Yorum Gönder