Sayfalar

Perşembe, Ekim 20, 2011

İsyan #01: Milongalarda Klasik Hegamonyası

Bir müddettir yazmadığım bloguma belirli bir kitleyi alakadar eden bir isyan yazısı ile döneceğim.

Aslında bahsettiğim kitlenin bu isyanımın ne kadarına katılacağını da bilmiyorum ama ben artık çıldırmak üzereyim.

Şimdi biz elifimle 2001 yılından beri sosyal olarak Tango yapan insanlarınız -kimisi sosyal dansçı der ama "dansçı" sıfatı çok büyük bir sıfat bence, kazanılması için çok uğraş gerek- ve 2001 yılından beri ülkemizin festival düzenlenen, tango yapılan bir çok şehrinde bir şekilde milongalara -dans gecelerine- katıldık.

Bu zaman zarfında  tango adına değişen çok büyük bir şey olmadı, yeni hocalar geldi, yeni tangocular yetişiyor, nuevocular -yenilikçiler, daha elektronik, klasikten daha uzak tangocular- tam da bizim tango yapmaya başladığımız dönemde baskın hale geliyorlar, etkileri tango dünyasını sarıyor gibi oluyor ama 2005 gibi etki azalmaya başlıyor, klasik dönem tüm gücü ile kaldığı yerden devam ediyor. Zaten bittiği, gittiği falan da yok. Hatta bazı çok önemli "nuevocu" olarak bilinen üstatlar, "yanlış yapmışız klasik abi, bokunu yiyelim affet bizi" diye klasik tangodan özür dilercesine açıklamalar yapıyorlar. (Burada bir sürü isim yazabilirim ama konuya zaten çok yakından alakalı değilseniz bir de isimlerle kafanızı ütülemek istemiyorum)

Bu zaman zarfında, hocalarımızla, eski dansçılarla yaptığımız sohbetlerden bildiğimiz ve yaşadığımız kadarıyla milonga gecelerinde eskiye oranla çok daha fazla "nuevo" sınıfına sokulabilecek elektronik parçalar, Astor Piazzola ve onun etkisinden devam eden müzisyenlerin "gerçek yeni tangoları", esasında tango olmayan ama tango ritmine uygun parçalar ile yeni Türkçe tangolar milongalarda çalınıyorlar.

Biz -elifim ve ben- gibi Eskişehir TangoTürk ekolünden gelen "hem eğlenmek hem de kaliteli zaman geçirmek" isteyen tangocular için bu "yeni" milonga ortamları bulunmaz nimetti. Çünkü hem eğleniyorduk, hem de klasik tangonun tadını bir arada yaşıyorduk. Milongalarda hem klasik tangolar çalınıyor,  hem de "yeni" tangolar; elektronikler, -dans edemesek de- piazzola'lar, türkçeler çalınıyordu. "Milonga" adı verilen hareketli, neşeli klasik tango parçaları da o zamanlarda daha çok çalınıyordu. Demin de dediğim gibi, hem eğleniyorduk hem de kaliteli zaman geçiriyorduk.

Ama sonra bir şeyler oldu. Bir şehrin, bir hocanın, bir okulun veya artık kaynağını bilmediğimiz bir yerin "klasik iyidir, yeni öcüdür" fikriyatı yavaş yavaş büyük şehirlerde hangi milonga varsa sardı. 2009 yılında Antalya'da katıldığımız ilk dans gecesinde biraz önce tarifini yaptığım "hem eğlenceli hem de kaliteli" milongayı yaşamıştık. Uzunca bir sürede yaşadık ama sonra o da "klasik iyidir, yeni öcüdür" etkisine kapıldı. Ben ve benim gibi insanlar için tangonun çekiciliği baki kalsa da milongaların çekiciliği yerini "sıkıcı bir gece" çağrışımına bıraktı. Ülke çapında veya uluslar arası ün yapmış tango dj'leri -Antalya Tango Meeting sayesinde dinleme şansı bulduk- bile neredeyse karbon kopyalar gibi aynı künt playlistleri ile çıktılar karşımıza. Tanda dizilişlerine kadar birbirine benzeyen ve klasikten başka neredeyse hiçbir şeyin olmadığı "gıygıy" listeler. Çok sevdiğim tango müziği için  bunları yazmak istemezdim ama bunları hissettirmeye başladılar bana. Milonga gecelerinde "milonga"lara bile 1 bilemediniz 2 tanda -aynı türden 4-5 şarkının ardı ardına çaldığı mini listeler- ayrıldı. 2011 yılına gelmemize rağmen elektronik tango müziklerine ise "hiçyer" ayrılmaya başlandı.

Bana öyle geliyor ki insanlar Tango yaparken eğleniyor gözükmekten utanıyorlar herhalde. Yani çıkarabildiğim tek sonuç bu. Normal bir haftalık milongada gecenin %80'inde klasik çalıp geri kalan %20'yi de Vals, Milonga ve tek tandalık - o da gece yarısını geçince- Elektroniğe ayırırsan; yaşadığın ülkenin neresi olduğunu unutup, çok da güzel eski yeni Tango parçaların olmasına rağmen Türkçe Tango çalmaktan özellikle kaçınırsan başka bir şey düşünmem mümkün olmaz. Bu bahsettiğim düzen İstanbul'dan başlayıp bir virüs gibi Tango yapılan şehirlere günbegün sıçradı.

Hatırlıyorum, Eskişehir'de okurken grup olarak bir İstanbul milongasına gittiğimizde "burası neden böyle Hocam?" diye sorduğumu hatırlıyorum. İşte o gün gördüğüm "Milonga Düzeni" bugün Tango yapılan belli başlı şehirlerdeki tango düzeni ile aynı. O düzen her yere yayıldı -bence bulaştı- ve etkisi gidecek gibi durmuyor.

Başkalarını bilmem de kendi adıma Tango, eskisi ve yenisiyle mükemmel bir dans. Klasik de vazgeçilmez, yeni de. Türkçesi de çok güzel İspanyolcası da İngilizcesi de. Her hangi birinde dans ederken öbürü aşağılamış veya yaptığımızı yüceltmiş olmuyoruz. Tango yapıyoruz sadece ve bunu kaliteli bir şekilde eğlenmek için yapıyoruz.

Son söze gelecek olursam; ben demiyorum ki "yeni" tangolar tüm milonga gecelerini kaplasınlar, hep onlar çalınsın. Ben diyorum ki klasiklere gecenin %80'ini değil de %60'ını ayırsanız da yeter. Biraz daha fazla milonga, biraz daha fazla hareket kalitenizden birşey eksiltmez. Herkesin yaptığını yapmak, her çalanın çaldığı gibi çalmak zorunda değilsiniz.

Sevgiler Tango alemi

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

ne oluyor arkadaş?


Malum şike davası var ortada. Arkada oynanan oyunları perdelemek için düzenlenen büyük bir tiyatro aklı başında birçok taraftara göre. Neyse.

Mesele şike falan değil de, şike ile ortaya çıkan "saldırgan" rakip taraftarları.

Ben, özellikle Elifim'in dertlendiği şekilde "Eskiden böyle bir adam değildim". Çünkü, özellikle evlendiğim zamana kadar -ya da biraz daha öncesi, 2007 falan-  futbolla ve fenerbahçe ile bu kadar ilgili değildim. Bir şekilde arkadaş ortamı ya da sıkıntıdan sardırdım ve standart bir Türk erkeği kadar takımı destekler, takip eder hale geldim.

Şimdi bu takip sırasında hayatımıza sosyal ağlar aktif şekilde girdiler, arkadaşlar arttı çevremizde falan. Ya da mevcut arkadaş çevremiz sosyal ağlardan takımları ile ilgili paylaşımlarda bulunmaya başladılar.

Bu zaman zarfında, çok sevindiğimiz, tarihi geceler dışında rakip takımlar ile ilgili kırıcı veya küçük düşürücü hiç bir şey paylaşmadım. Paylaştığım şeylerde genelde sıradan şakalarda, tribünlerde herkesin dillendirdiği türden.

Ama nedense bu son şike dalgası ile etrafımdaki hatırı sayılır sayıdaki "rakip takım taraftarı" arkadaşım bana saldırmakta? Bütün fenerbahçeli arkadaşlarına böyle mi davranıyorlar bilmiyorum ama bana çok garip geliyor? Şike olayının ilk gününden beri bir dalga geçme söz konusu. Daha öncesinde kendisi ile hiç Galatasaray'ın -kaldı ki kendileri bu sene küme düşme tehlikesini içlerinde hissettiler dibine kadar- muhabbetini yapmadığım 3 galatasaraylı arkadaşım beni her gördüğünde ve görmediğinde, yani normalde msn'den falan yazmayan adam msn'den sohbet açıp benimle sadece şike muhabbeti yapıyor. Beşiktaşlı 2 arkadaşım gene aynı şekilde, üzerimde her forma gördüklerinde, kendi teknik direktörleri -bence haksız şekilde- içeride olmasına ve kendi üzerlerinde de beşiktaşın forması olmasına rağmen "hala mı giyiyosun olm bu formayı?" diye göya geyik yapıyorlar! Olm ben size ne zaman beşiktaşla ilgili geyik yaptım? Galatasaray hakkında ne zaman 6-0'lık gollerin görüntülerini paylaştım??? ya da 10 yıldır yenemediğinize dair şeyler söyledim?

Galiba bunlar benim "dalga geçilebilir" biri olmamdan kaynaklanıyor. Anlayabiliyorum, ben de kendimle dalga geçerim, şaka yapılır sallamam. Ama bir yaparsın, iki yaparsın da her gördüğünde yapmazsın arkadaş?

Ne oluyor arkadaş? Arkadaşım mısın? yoksa beni sadece rakip takımın yumuşak yüzlü bir ferdi olarak mı görüyorsun?

Uzadı ufacık konu. Sonuçta, benim son yıllarda futbol ile özellikle de Fenerbahçe ile bu kadar ilgili olmama kızan Elifim ve bazı diğer arkadaşlarım bu hallerimi "gerginlik" olarak görüyorlar. Ama değil. Bunlar sadece eskisine göre daha ciddi yaklaştığım, takip ettiğim bir alan hakkında görüşlerim ve bunu yaşayış şeklim. O kadar. Arkadaşlarımla aram futbol yüzünden bozulmasın diye, Facebook'ta gönderilerini gizlememin sebebi de bu? Rakibi ile dalga geçen, rencide edici paylaşımları yapan arkadaşlarımın bunu yaptığını görmek istemememden kaynaklanıyor sadece.

Bloguma uzun süre sonra geri dönüş yazımın daha eğlenceli olmasını dilerdim, olmadı.

Potter, bunu gördün mü hacı?

Salı, Şubat 22, 2011

nah


Fotoğraftaki dişi insan benim arkadaşım olur. Adı Esra'dır yaşı gizlidir. Annesi ile girdiği beyin patlatan diyalogları, baykuşlar ile ilişkilendirmesi olsun, kendisini tanımama ve arkadaş olamamıza vesile olan pek kıymatlı yavuklusu çafıyla falan olsun neidüğü belirsiz bir şahsiyettir.

Spontane saçmalama ve fotoğraflarda pek güzel çıkma gibi konularda Harward Master bölümü basyonu vardır.

Bu fotoda beni pek acayip güldürmüştür.

Bu kadar.

Çarşamba, Şubat 16, 2011

Salı, Şubat 15, 2011

Duyduğumda Tüylerimi Diken Diken Eden Sorular

1 - İnce uçlu Nokia şarzın var mı?
2 - Daha daha nasılsınız?
3 - Bunu sen mi yaptın?
4 - Hiç mi kalmadı? (evrensel gıcık verici soru)
5 - Bebek yok mu bebek?
6 - (5nci sorunun cevabı YOK ise) Ne zaman düşünüyorsunuz?
7 - Oğlum sen mi geldin? (bir neslin ultraklasiği)
8 - En son ne olur? (esnaf olsaydım sırf bu soru yüzünden esnaflığı bırakabilirdim)
9 - Bilmemkimin düğünü varmış. Gelecek misin?
10 - Sen Türkiye kupasını gördün mü hiç onu söyle? (Gıcık galatasaraylı, gıcık bejiktaşlı)

Çarşamba, Ocak 19, 2011

Bundan böyle kendi partisinin devşirme kalabalıkları ya da kapalı alanlar dışında hiçbir yerde huzur içinde konuşamayacaktır padişah…

" Bu bir dönüm noktası da…
Anı kitapları o geceyi, karşıdevrimin kırılma yeri olarak gösterecekler gelecek kuşaklara…
Göreceksiniz…
Bundan böyle kendi partisinin devşirme kalabalıkları ya da kapalı alanlar dışında hiçbir yerde huzur içinde konuşamayacaktır padişah
Çünkü…
Çünkü Tribünlerdiyordunuz…
İşte tribünler…"

Bekir Coşkun, Cumhuriyet

3 Günden Beri Galatasaraylıyım yazısının son bölümü ve en çok hoşuma giden bölümü

Pazartesi, Ocak 17, 2011

Bravo Galatasaray Taraftarına

"Galatasaray'lı taraftarlar ile ilk kez gurur duydum" demiş ekşisözlükte birileri. Çok doğru demiş. İlk kez gerçekten de gurur duyduk kendileri ile. Demokrasiyi bildiğini zanneden badem bıyığa bir güzel seslerini yükselttiler hep bir ağızdan. Kötü ve vahim olan Başkanları Adnan Polat'ın "aman stat elden gitmesin" korkusu ile apar topar özür dilemesi "protestoda bulunanlar bir daha stata sokulmayacaklar" demesiydi. Oldukça demokrat gözüken Adnan Polat'ın protestuculara (ki hepsi ya davetiyeli ya da kombine sahipleri imiş) rte tarzı yasaklar uygulama tehdidi gerçekten çok can sıkıcı.


Bu yazıda pek şukela olmuş konuyla iligili
http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1036781&Yazar=U%D0UR&Date=17.01.2011&CategoryID=103

İntimak Zeytinyağlı Bir Yemektir

Bir dönem pek kıymetli dostum Cengizer ile yaptığımız saçma MSN sohbetlerini ifşa ettiğimiz bir güzel blog vardı. Adı http://intikamzeytinyaglibiryemektir.blogspot.com/ idi.

İşte oradan bir sohbet örneği:

"konuk of dı lovyır (altanın misafiri) ahmet.

Biraz sonra okuyacağınız muhabbetteki "ahmet" karakteri tamamen gerçektir. Kendisi bir avukattır fekat saygıdan ve terbiyeden nasibini alamamıştır. Şehirlileşememiştir. Şehirde kalmış bir köylüdür. (köylü dedik diye hemen atlamayan "köylülük kötü mü canım" diye. Ahmet'te kötü duruyo)

ahmet: ulan sanki çalışyon bide meşgulüm yazımış
altitois: koçiru, ben çalışsamdaa çalışmasamdaaa mişgülüm,
ahmet: koçero
altitois: kochiru. bi bir capon garagteri. çok ayıp.
ahmet: niye 31 mi çekiyon? ne ayıp kochiru yu bilemmek mi?
altitois: *yok lan öyle bi karakter, ben uydurdum şimdi. güzel oldu ama.
ahmet: eee öle koca göt olunca götünden uyduruyon abia.
altitois:gene çok ayıp
ahmet: ooooayıp ayıp
altitois: bu mu yani?
ahmet: bu
altitois: beni bu tarz gereksiz bir konvırseyşın için mi rahatsız ettin
ahmet: evet. gerçekden başka bi amacım yokdu.
altitois: çok başarılısın
ahmet: kesinlikle öleyimdir de, hangi konuda
altitois: her türlü gereksiz.
ahmet: hımmm. *gereksizim ama bensizde yapamıyosun top
altitois: seni aleme resil edicem nan! az bekle.

Ve ardından ben bu konuşmayı buraya yazdım."

bu tarz bir sürü saçma sohbet var blogda. amaçsız. düz geyik.

Cuma, Ocak 14, 2011

Ülke Ülke "NAH"lar


Dünyanın her köşesinden nahlar

Kaynak da burası