Geçen gün avda Bags Bani'yi yakaladıktan sonra av ortamları olsun, bizim arkadaş ortamları olsun çok acayip forsum oldu.
Yosemiti Sem geldi, Danıld Dak geldi şimdi adını unuttuğum bir sürü çizgi kardeşimiz gelip tebrik ettiler, el emeği göz nuru hediyelerini bıraktılar. İşte hayvanı yemlediler falan kafesindeyken.
Neyse efendim. Sonra bizim arkadaş ortamlarından ben gibi genç irisi bi insan var
Serhan diye. Böyle boylu boslu. Benim gibi göbek irisi değil. Tavşanı gördü önce, ben izliyorum ama bakalım ne dicek diye. Baktı, baktı, baktı. Tanıyor hayvanı ama adını getiremiyor, kaşının gözünün oynayışından belli. Sormak istemiyor, dalga geçmiyim diye.
"Bu ne lan?" dedi lakayıt bi şekilde. Dedim
"Bags Bani, geçen pazar avladım." Şöle bi bana baktı sonra hayvana baktı.
"Si*tir lan" dedi. Ben küfür etmeyi sevmem ama
"si*tirdiğin yere mum diktir" diye çıkmış bulundu ağzımdan.
"Olm hani beraber gidecektik lan ava, o kadar tüfenk aldım ben" dedi.
"Gideriz Serhan'ım ya, dert ettiğin şeye bak. Ben o gün aradım cebin kapalıydı galiba" diye bi yalan patlattım. Serhan'da inanmadı, bende. Plan yaptık sözleştik, av gününü belirledik.
Ne avlamak istediğimizi, ne avlayacağımızı bilmeden çıktık yola. Benim Bags'ı indirdiğim mevkiye doğru geldik. Arada laflıyoruz falan tabi yürürken. Yok işte
"Hacı geçen si*tir dediğim için özür dilerim, hata ettim" falan diyo bu, bende büyüklük ettim
"önemli değil, aramızda bi götün hesabımı olur lan" dedim şakacı bi insan olarak. Yavuşak yavuşak gülerken bi ses geldi. Sese dikkat kesildik biz. Ben Serhan'a sessiz ol işareti yaptıkça Serhan
"o ses neydi lan" diye bağırıyo.
"Olm bak ikimizdede tüfenk var, allama indiririz haa" diye çalılıklara, ağaçlıklara bağırıyo. Tuttum kolundan, oturttum, fısıldayarak
"olm avdayız lan, ne bağırınıyon, kaçırıcan hayvanı" dedim kulağına, o an kafa bastı.
Bir iki dakika sessizce oturduk, bekledim ki tekrar gelsin hayvan. Ve sonra gene aynı ses, Serhan gene bağıracak oldu, o an ağzını kapadım avuç içimle. İşaret parmağımı, büzdüğüm dudaklarıma dokundurarak "sus" işareti yaptım. Kafamı yavaş yavaş çıkardım. Tek bir avla, bu kadar derinlemesine bir avcılık becerisini kazandığımı görmek beni bile şaşırtıyordu. Kafamı çıkardım ve gördüğüm şey karşısında korkayım mı, güleyim mi, nostalji mi yaşıyayım bilemedim. Gördüğüm kocaman boz bir ayı idi. İlahi bir adalet gibi,
"İki ayı ava çıktınız alın size ayı" dercesine, şakamtırak bir durumdu.
"Ayı var olm" dedim dudaklarımı oynatarak. Serhan
"ne diyosun anlamıyorum" dedi yüksek sesle. O anda ayı Serhan'ı duydu ve bulunduğumuz tarafa doğru yürüdü. Bildiğiniz ayı. Serhan'ın merakla kafayı kaldırması ve üzerimize gelen ayıyı görmesi bir olunca, Serhan'ın topluyarak kaçmaya çalışması bir oldu. Ama ben kaçmadım. Tüfenkimi doğrulttum ve ayının iki kaşının tam ortasına nişan aldım. Tam tetiği çekecektim ki arkamdan bi taş omzuma çarptı. Bi ikinci taş geldi, yanımdan geçip aynın suratına çarptı. Bi baktım arkama korkudan ne yapıcağını bilemiyen Serhan tüfenki yere bırakıp ayıya taş atıyordu, arada da eline gelen kozalakları fırlatıyordu. Sinirlenen ayı iki ayağı üstüne bi kalktı, kalkış o kalkış. Serhan beni omzuna alsa o kadar büyük olmayız. O kadar inanılmaz bir büyüklüğü var idi.
Zaman durmak zamanı değil Altan dedim kendime kedime ve sinirle ayağa kalkan ayının önce karnına, sonra da apış arasına iki el ateş ettim. Ayı yere yığıldı. Eli kolu hala oyanayan ayının bide kulağının arkasından patlattım, ama uzaktan, yaklaşmaya tırstım açıkcası. Ayı öldü.
Ayı ölür ölmez Serhan fotoğraf makinesi çıkardı ve sanki kendi çok iş yapmış gibi aynın ölüsü ile fotoğraf çekti. Sonra beni çağırdı fotoğrafa. Gördüğünüz foto ikinci foto işte, beraber çekildiğimiz.
Bir daha Serhan ile ava çıkmak mı? Asla.