Selamlar.
Esasında yazı yazmak benim işim değil. Yazı konusunda hala amatör bir blogcudan öte birşey değilim. Tam bu yüzden dolayı yazıları sürekli mizahi ve geyik soslu şekilde yazıyorum. Böyle felsefik, derinlemesine ve etkilyici hele de özellikle dokunaklı yazılar hiç bana göre değil.
Ama son günlerde bir kaç durum varki yaşanan ve bu durumları yaşayan insanlar, işte onları resmen mutlulukla kıskanıyorum. Ve bunu onlarda dahil okuyan 3'ün üzerindeki okuyucum ile (4) paylaşmak istedim.
Hindistandaki Adam
Bir kaç yazıdır bahsettiğim bir blog ve o blogu yazan bir dostum var. Bu dostumun hayatının son birkaç yılı ve şu anda olduğu nokta anlatılası, övülesi bir hikaye.
Gençliğinin en umut dolu döneminde kötü bir hastalığın pençesine (pençe dokunaklı yazı varsa gerçekten olmazsa olmaz klişe imiş) düşen ve bunun ardından planları biraz yön değiştiren dostum bu kısa süreli tökezlemeyi bir miktar ruhani sıyrıkla bir miktar "tekrar ayaklanmak için" gerekli ticari girişimden sonra borçla kapattı. Evet bu sırada benim ve diğer dostlarının da sürekli kendisine söylediği gibi yanlış geçirmişti ama genede hayata olan bağını hiç koparmadı. Doktorun dediği gibi yemedi öğünlerini belki ama güldü hep. Neyse ayrıntıya gerek yok. Ardından, bir sürü çaba ve uğraşının ardında tamamen düzlüğe çıkmak için kendisini kanalize ettiği zaman o tipsiz hastalık tekrar buldu dostumu. Ama o bu sefer antremanlıydı ve sırtını daha çabuk yere vurdu hastalığın. Ve işte tüm bu olanlar sırasında yaşadığı hayatın tadını tam olarak alan bu adam uzun süre önce kafaya koyduğu yolculuğua çıktı. Yol evi oldu kendi deyimi ile.
Burada kıskandığım onun geçirdiği evreler değil tabi. Kıskandığım yaşadığı onca şeye rağmen hep gülebilmesi ve amaç olarak tutunduğu şeyleri hiç bırakmaması.
Ha bi 1001 film hedefi vardı ama bu tarz küçük hedeflerde çabuk sıkılan bi insan kendisi o ayrı. Galiba büyük mücadelere alıştığı içindir.
Arjantindeki Adam
Yıl 2001. Üniversiteye kayıt oldum ve Hindistandaki Adam'da içlerinde olmak üzere bir kaç arkadaşın ısrarı ile dans kulübüne kayıt oldum. Burada tanıştım üniversite yıllarımın bana kazandırdığı en güzel dostlarımdan birisi ile. Uzun saçları ve gerçektende hiç yakışmayan tipsiz bıyığı ile gariptirki şirin duruyordu. Minyon bir İzmir erkeğine yakışan şekilde. Efenim gel zaman git zaman arkadaşlığımız büyüdü, canlandı. Milongaları, tangoları, dansı, keyfi ve güzel anları paylaştık onunla.
"En iyisi olmalıyım" dedi bir gün konuşurken. "En iyisi olmak için çalışmalıyım". O gün kafaya koymuştu yapacağı şeyi. Zaman geçti, geçtikçe dostluğumuz sağlamlaştı. Açıkcası gerçekten zorluk bakımından çok tırt bir bölümde okumuştu. Kendisinin sınav sorularını ben hazırlıyordum; "Aşağıdakilerden hangisi kaçıncı kattadır?" gibi sorulardı. İşte zamanında dalga geçtiği o okul dostumun hedefinde kendisine çok yardımcı oldu. Tam 2 yıl boyunca denizdeydi. Gerçekten zor bir işte hedefini gerçekleştirebilmek için yılmadan çalıştı.
Ve sonunda hedefinin ilk ayağında Arjantine gitti ve gidişi o gidiş. Dostum o günden beri çok az geldi Türkiye'ye. Çünkü çok yoğun. Çünkü ondan ders almak isteyenler onu ülkelerine çağırıyorlar. Çünkü o amacında kocaman ve doğru adımlarla gezip duruyor ülkeler arasında. Arjantindeki Adam dedim ama şu anda nerede olduğundan emin değilim mesela.
Kıskanıyorum çünkü gerçekten amacı uğrunda bu kadar kendinden veren bu kadar çabalayan bir adam daha görmedim. Şu anda sahip olduklarını ve gelecekte sahip olacaklarını hakettiği için kıskanıyorum.
----
İşte bu iki dostumu gerçekten mutlulukla kıskanıyorum. Var mı bu duygunun bir adı?